İçeriğe geç

Bitki hücresinde lizozom var mı ?

Başlarken: Bir Hücre Sorusu, Bir Toplum Hikâyesi

Gündelik hayatın ortasında, basit görünen bir sorunun bizi ne kadar derin yerlere götürebileceğini fark ettiğim anlar oldu. “Bitki hücresinde lizozom var mı?” sorusu da bunlardan biri. İlk bakışta yalnızca biyoloji derslerinden aşina olduğumuz teknik bir bilgi gibi duruyor. Ama biraz durup düşündüğümüzde, bu soru bana toplumu, normları ve bireylerin bu normlar içinde nasıl işlev gördüğünü düşündürüyor. Hepimiz bir tür hücrenin içindeyiz; kimi zaman parçaları onaran, kimi zaman atıkları dönüştüren, kimi zaman da sessizce yük taşıyan yapılara benziyoruz. Okuyucu olarak senin de benzer bir merakla burada olduğunu hissediyorum ve bu yazıyı, birlikte düşünmek için samimi bir davet olarak görüyorum.

Bitki Hücresinde Lizozom Var mı?

Temel Biyolojik Kavramlar

Lizozom, ökaryot hücrelerde bulunan, hücre içi sindirimden sorumlu bir organeldir. İçinde güçlü hidrolitik enzimler barındırır ve yaşlanan organellerin parçalanması, atıkların geri dönüştürülmesi gibi görevleri üstlenir. Hayvan hücrelerinde bu yapı oldukça belirgindir.

Bitki hücresine geldiğimizde ise tablo biraz değişir. Klasik biyoloji kitaplarının çoğunda “bitki hücresinde lizozom yoktur” ifadesi yer alır. Bunun nedeni, lizozomun üstlendiği işlevlerin büyük ölçüde merkezi koful (vakuol) tarafından yerine getirilmesidir. Bitki hücresindeki koful; sindirim, depolama, detoksifikasyon ve hatta hücre içi denge gibi birçok kritik rol oynar. Yani işlev vardır, ama yapı farklıdır.

İşlev mi, Yapı mı?

Buradaki ayrım önemli: Aynı işlevi gören ama farklı biçimde örgütlenen yapılar. Bu biyolojik gerçek, sosyolojik düşünce için güçlü bir metafor sunar. Toplumlarda da benzer ihtiyaçlar — bakım, düzenleme, denetim — vardır; ancak bunları yerine getiren kurumlar ve roller kültürden kültüre değişir.

Hücresel Metafordan Toplumsal Normlara

Toplumsal Normlar ve “Görünmeyen” İşlevler

Toplumsal normlar, tıpkı hücre içindeki organeller gibi, çoğu zaman görünmez ama belirleyicidir. Bazı toplumlarda bakım emeği açıkça tanımlanmış kurumlarca üstlenilirken, bazılarında bu işlev sessizce aile içine, çoğunlukla da kadınlara yüklenir. Burada da bir “lizozom yokluğu” ama “koful fazlalığı” durumu vardır: İşlev ortadadır, ancak görünürlük ve değer atfı farklıdır.

Feminist sosyoloji literatürü, bu görünmeyen emeğin Toplumsal adalet açısından nasıl kritik olduğunu uzun süredir tartışır. Arlie Hochschild’in “ikinci vardiya” kavramı, ev içi emeğin nasıl doğal kabul edilip değersizleştirildiğini çarpıcı biçimde ortaya koyar.

Cinsiyet Rolleri ve Hücresel İşbölümü

Bitki hücresinde lizozomun olmaması, “eksiklik” olarak değil, farklı bir örgütlenme biçimi olarak okunur. Ancak toplumsal cinsiyet rolleri söz konusu olduğunda, farklılıklar çoğu zaman hiyerarşiye dönüşür. Saha araştırmaları, bakım ve temizlik gibi “dönüştürücü” işlerin kadınlarla özdeşleştirildiğini, bu işlerin ekonomik ve sembolik olarak daha düşük değer gördüğünü gösteriyor.

Bu noktada eşitsizlik kavramı karşımıza çıkar. Tıpkı bazı hücresel yapıların adının bile anılmaması gibi, bazı toplumsal roller de adlandırılmaz, ölçülmez ve dolayısıyla görünmez kılınır.

Kültürel Pratikler ve Güç İlişkileri

Kültürlerarası Karşılaştırmalar

Antropolojik saha çalışmalarında, farklı toplumların “atık” ve “temizlik” kavramlarına yüklediği anlamların değiştiğini görüyoruz. Mary Douglas’ın klasik çalışmaları, kirlilik algısının biyolojik değil, kültürel olarak inşa edildiğini savunur. Bu da bize şunu hatırlatır: Lizozomun ya da kofulun varlığı değil, ona yüklenen anlam önemlidir.

Bazı kültürlerde temizlik ritüelleri yüksek statüyle ilişkilendirilirken, bazılarında bu işler marjinal gruplara devredilir. Güç ilişkileri tam da burada devreye girer. Kim dönüştürür, kim atar, kim karar verir?

Güncel Akademik Tartışmalar

Son yıllarda yapılan sosyolojik çalışmalar, bakım emeğinin yalnızca cinsiyetle değil; sınıf, göçmenlik statüsü ve etnisiteyle de kesiştiğini gösteriyor. Avrupa’da yapılan göç çalışmaları, ev içi bakım işlerinin büyük ölçüde göçmen kadınlar tarafından üstlenildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, küresel ölçekte işleyen bir hücresel ağ gibi düşünülebilir: Atık bir yerden başka bir yere taşınıyor, ama yük eşit dağılmıyor.

Kişisel Gözlemler ve Farklı Perspektifler

Kendi hayatıma baktığımda, “kim temizler, kim düzenler?” sorusunun ne kadar erken yaşlarda öğrenildiğini fark ediyorum. Okullarda, evlerde, işyerlerinde bu işlevler çoğu zaman belirli kişilere yapışıyor. Biyolojide bu durumu işlevsel uyum olarak adlandırıyoruz; sosyolojide ise sorgulanması gereken bir düzen olarak.

Bazı arkadaşlarım bu düzeni doğal bulurken, bazıları için bu ciddi bir adaletsizlik hissi yaratıyor. Bu farklı bakış açıları, toplumsal değişimin de nereden doğduğunu gösteriyor: Aynı hücreye farklı gözlerle bakabilmekten.

Sonuç: Bir Hücreden Topluma Düşünmek

“Bitki hücresinde lizozom var mı?” sorusunun yanıtı teknik olarak basit: Hayır, ama işlevsel karşılığı var. Asıl mesele, bu bilgiyi nasıl okuduğumuz. Toplumda da bazı yapılar yok gibi görünür, ama işlevleri başka biçimlerde, çoğu zaman daha ağır bedellerle yerine getirilir.

Bu yazıyı bitirirken seni de düşünmeye davet etmek istiyorum:

Günlük hayatında hangi “işlevler” görünmez kılınıyor?

Hangi roller sana doğal öğretildi, hangileri sorgulanabilir?

Kendi deneyimlerinde Toplumsal adalet ve eşitsizlik duygusunu en çok nerede hissettin?

Belki de bu sorulara vereceğimiz yanıtlar, hem hücrelerimizi hem toplumumuzu yeniden örgütlemenin ilk adımıdır.

Kaynakça (Seçme)

Alberts, B. et al. Molecular Biology of the Cell.

Hochschild, A. (1989). The Second Shift.

Douglas, M. (1966). Purity and Danger.

– Fraser, N. (2016). “Contradictions of Capital and Care.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino